Hazırlayan : Hüsamettin ORHAN
ÖZET
Biyoetik güncel kullanımdaki sözlüklerde, özellikle tıp ve biyoloji gibi alanlardaki
ahlaki sorunları, bu alanlarda yapılan araştırma ve yeni gelişmelerle birlikte karşılaşılan etik
sorunları ele alan bir disiplin olarak yer almaktadır. Gelişen ve değişen dünyayla birlikte
biyoetik kavramı hayatımıza daha da entegre olmuştur. Bununla birlikte biyoetiğin hukuksal
manada da etkisi önem kazanmıştır. Bu çalışmamızı ülkelerdeki hukuk sistemlerine ve
Anayasalara göre biyoetiğin nasıl işlendiğini, sınırlarının ne olduğunu Klasik Anayasa
anlayışından Modern Anayasalara doğru gelişen süreçte bu kavramın ve yasal
düzenlemelerin hangi yöne doğru evrildiğini irdelemeye çalışacağız.
GİRİŞ
Ahlak kavramsal olarak gelenekler, eğitim, inanç, tarih gibi faktörlerden etkilenen ve
temelinde insana özgü olan bir kavram iken; etik çalışma disiplininin amacı ahlaki davranışın
yapısını evrensel yanını ve farklılık gösteren özelliklerini bulup ortaya çıkarmaktır.
Biyoetik ise terimsel olarak Eski Yunancadan gelen “bios” yaşam ve “ethos” ahlak
kavramlarının birleşiminden oluşmuştur. Biyoetik kavramına farklı anlamlar
yüklenebilmektedir. Biyoetik kavramının içeriğini belirleyen ilk kaynak tıp etiğidir. Bu
noktada hekimlerin doğru ve uygun davranışlarını belirleyen kurallar karşımıza çıkmaktadır.
İkinci kaynak ise, ahlak felsefesidir. İnsanlığın yaşadığı köklü gelişme ve dönüşümler
sonucunda bugün tıp etiği; biyoetiğin asli öneme sahip, kapsamca geniş bir alt başlığı olarak
düşünülmektedir.
Ülkeden ülkeye biyoetik kavramı değişmekle birlikte, ülkelerin hukuk sistemlerine
göre uygulamaları da değişmektedir. Bu makalemizle Klasik Anayasa anlayışından Modern
Anayasalara doğru evrilen dünyada ülkelere göre biyoetik kavramını ve yasal düzenlemeleri
irdelemeye çalışacağız. Avrupa ülkeleri bakımından her ne kadar ortak bir Sözleşme olarak
’İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’’ benimsenmiş olsa dahi bazı konularda kendi kanunlarına göre olan ayrımlar söz konusudur. Fakat biyoetiğin temel konusunu oluşturan bu örneklere dair aşağıda işleyeceğimiz hukuk sistemlerinin Anayasalarında spesifik olarak bun
konulara dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Zira bu konular ülkelerin Anayasalarındaki
temel hak ve özgürlüklere atıfta bulunur biçimde ya da bunların sınırını oluşturacak şekilde ya
da ‘’İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesini’’ kabul eden ülkeler kapsamında yine aynı şekilde
bu sözleşmeye atıfta bulunacak ya da kendi iç kanunlarıyla bu sözleşmenin hükümlerine sınır
getirecek şekilde düzenlenmiştir.
Biyoetik kavramı genel olarak insan hakları başlığı altında genel düzenleyici işlemlere
konu olmakla birlikte kürtaj yasağı, ötenazi, organ ve doku nakli gibi özel başlıklarda da yasal
düzenlemelere konu olmuştur. Farklı hukuk sistemlerinde bu özel başlıkları ayrı ayrı incelmek
klasik anayasalardan modern anayasalar geçişte bizim için bir mukayese imkânı sağlayacaktır.
BİYOETİK VE KÜRTAJ UYGULAMALARI
Kürtaj yasağı açısından ele almaya başlarsak; kapitalizmin sanayileşmesine kadar olan
dönemde kürtaj yasal bir mevzuattan ziyade, ahlaki değerler kapsamında karar verilen 1 bir
konu olmasıyla beraber kadınların emekçi hayata katılmasıyla birlikte artık hukuken ele
alınmaya başlamıştır. Bazı hukuk sistemlerinin hakkında kısaca bilgi verdikten sonra bunları
mukayese etmeye başlayabiliriz.
Alman Ceza Kanunu § 218 uyarınca 1975’e kadar kürtaj, Almanya’da suç sayılmıştır.
Fakat bu durum 1975 itibarıyla değiştirilerek belli sınırlar içerisinde yasal kılınmıştır. Buna
göre Almanya’da annenin hayatını, beden ve ruh sağlığını korumak amacıyla, gebeliğin suç
sonucu oluşması durumunda, ayrıca fetal anomali durumunun varlığı hâlinde, ekonomik ve
sosyal nedenlerle gebeliğin isteğe bağlı olarak sonlandırılması mümkündür. 2 Ayrıca isteğe
bağlı sonlandırmalarda farkındalık yaratmak amacıyla gebeliğin sonlandırılmasını talep eden
kadının sosyal rehberlik görüşmelerine katılması aranmaktadır 3. Bu rehberlik görüşmelerinde
kural olarak Almanlar da 12 haftalık bir sınır belirlemiştir, bu rehberlik görüşmelerinin
gebeliğin sonlandırılmasından en az üç gün önce yapılması ve gebeliğin on iki haftadan fazla
olmaması gerekmektedir. 4
Bunun yanı sıra kürtaj Türkiye’de 1965 yılına kadar yasaktır. Sonrasında bu konu
hakkında Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan Rahim
Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’te
düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca Türk Ceza Kanunu madde 99 ve 100’de ise çocuk düşürme
ve düşürtme suçları hüküm altına alınmıştır. Fakat Türkiye’de ilk kez 1983’te yasal hale
gelmiştir. Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5. maddesinde ve Rahim Tahliyesi ve
————————————–
1 ÖZKAN ÖZLEM, ÜLKELERE GÖRE KÜRTAJA YÖNELİK YASAL DÜZENLEMELERE GENEL BİR
BAKIŞ
2 UYUMAZ ALPER, AVCI YASEMİN, TÜRK HUKUKU’NDA GEBELİĞİN SONLANDIRILMASI
3 UYUMAZ ALPER, AVCI YASEMİN, TÜRK HUKUKU’NDA GEBELİĞİN SONLANDIRILMASI
4 UYUMAZ ALPER, AVCI YASEMİN, TÜRK HUKUKU’NDA GEBELİĞİN SONLANDIRILMASI
Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 3. maddesinde
belirtildiği gibi gebeliğin isteyerek sonlandırılması için gebeliğin on haftayı geçmemiş olması
gerekmektedir.
Bunların yanı sıra kürtaj İzlanda’da 1935 senesine kadar, Norveç’te 1960 senesine
kadar, Finlandiya’da ise 1950 senesine kadar yasaktır. Yukarıda verdiğimiz bilgiler ışığında
her ne kadar Avrupa Konseyine üye olan ülkeler açısından benimsenmiş ortak bir biyoetik
sözleşmesi olsa dahi kürtaj konusunda ülkelerin kendi Anayasalarına, mevzuatlarına, kültürel
yapılarına, sosyolojik yapılarına göre bir ayrım olduğu çok barizdir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanan içtihat hukukuna göre gebeliğin
sonlandırılması açısından Amerikan Federal Yüksek Mahkemesinin kararları belirleyici
olmaktadır. Yüksek Mahkeme’nin özellikle Roe vs Wade davasında verdiği kararda annenin
kendi bedeni üzerinde karar verme hakkı, ceninin yaşama hakkından üstün tutulmuştur. Yani
Amerika’ya bu uygulama 1973 senesinde verilen bu içtihatla girmiş sayılmaktadır. Bu karara
göre, ilk trimester dönemde gebeliğin sonlandırılması işleminde daha çok kadının kararına
saygı duyulması gerektiği, ikinci trimester dönemde kadının sağlığı açısından sakınca
olmaması halleri için gebeliğin sonlandırılmasının öngörülebileceği ve üçüncü trimester
dönemde ise cenin artık viabilite aşamasına geldiği için zorunlu haller dışında korunması
gerektiği belirtilmiştir.
Kürtaj yasağına karşı açılan davada 1973 yılında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından alınan
Roe vs Wade kararıyla kürtaj yaptıran kadınların kimlik bilgilerinin alınmasının ve devlet
tarafından muhafaza edilmesinin gizlilik ilkesinin ihlali olduğuna yönelik, kadının üreme
sağlığı konusunda söz sahibi olmasında bir dönüm noktası olmuştur ve bu şekilde
yasallaşmıştır. Fakat Amerikan hukuk sisteminde muhafazakâr olan eyaletler bu kararı
benimsemediği için, bu özgürlüğü aşındıracak biçimde kararlar vermeye başlamışlardır.
Güncel olarak ise 2022 yılında Yüksek Mahkeme, Roe vs Wade kararını iptal ederek kürtajı
anayasal bir hak olmaktan çıkarmıştır.
İslam hukukunu benimseyen ülkeler bakımından genel kabul kürtajın Kur’an gereği
yasak olduğu yönündedir. Anne hayatı söz konusuysa tüm ülkelerde kürtaja izin
verilmektedir. Fakat Ürdün, Kuveyt, Fas, Katar ve Suudi Arabistan annenin fiziksel sağlığını
önceleyip akli sağlığının zarar görecek olmasını kürtaj sebebi olarak kabul etmez. 5 İran’da ilk
dört ayda kürtaj, sadece iki durumda yasaldır: anne hayatı tehlikedeyse ve fetüsün sağlığı
ciddi derecede kötüyse. İran’da bu iki durum dışındaki kürtaj operasyonları, tecavüz söz
konusu olsa bile suçtur. 6
—————————————————
5 ÇELİK KUBİLAY BARIŞ, Müslüman dünyada kürtaj ne durumda?
6 TÜFEKÇİ İBRAHİM, İslam Hukukuna Göre Gebeliğin Sonlandırılması
BİYOETİK VE ORGAN NAKLİ UYGULAMALARI
Organ ve doku nakli, görev yapmayacak kadar hasta olan ve hatta bazen insan
bedenine zarar verebilecek bir organın başka hiçbir tıbbi çözüm olmadığı için ve tedavi
amaçlı olarak başka bir sağlam organ ile değiştirilmesi işlemidir. 7 Organ nakli tarihsel olarak
ilk 1900’lerde Dünya Savaşlarında denenmiştir.
“Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin
Korunması Sözleşmesi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi”nin 19 ila 22. maddeleri, organ
nakli konusunu düzenlemektedir. 8
Dünyada organ nakli ile ilgili ilk ciddi deney ve çalışmaları sürdüren ABD’de organ
nakli 1947’den beri yapılmaktadır, ancak organ nakli ile ilgili yasa ilk defa Amerikan Hukuk
Enstitüsü tarafından 1968’de yayınlanmış olan model yasaya göre hazırlanmış “National
Organ Transplant Act of 1984” yani ulusal organ nakli yasası 1984’te kabul edilmiştir. 9
Bu yasayla organın parayla satışı yasak kılınmıştır ve sadece beyin ölümü gerçekleştiğinde
organ nakli mümkün kılınmıştır.
Türk Hukukunu ele aldığımızda ise ilk olarak organ naklini yasallaştırmak amacıyla
1979’da 2238 sayılı “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun” kabul
edilmiştir. 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 17.maddesine göre “herkes,
yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ve tıbbî
zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz”.
Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 23.maddesine göre kural olarak kişiler özgürlüklerinden
vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz, ancak yazılı rıza
üzerine organ alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Organ ve doku nakilleri, 2000
yılında yürürlüğe giren ve günümüzde halen yürürlükte olan “Organ Ve Doku Nakli
Hizmetleri Yönetmeliği” ile ayrıntılı bir biçimde düzenlemektedir. Genel olarak bakıldığında
Türk hukukunda, canlıdan organ alınması mümkün kılınmış ancak ehliyet şartı, rıza, yaş sınırı
olması gibi bazı şartlar öngörülmüştür.
Bunun yanı sıra Alman Organ Nakli Kanununa göre kişinin ölüm sonrasında vücudu
üstündeki tasarrufu uzanan rıza (extented consent) yaklaşımına dayanmaktadır. 10
Avustralya İnsan Dokusu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile
değişiklik yapılan Kanun’un 23/3-a maddesi gereğince kişiler yaşamları boyunca organlarının
alınmasına itiraz etmemiş iseler organları alınabilecektir. 11
İslam hukukunu benimseyen ülkeler açısından organ nakli konusunda İslam’ın temel
kaynaklarında net hükümler bulunmaması nedeniyle İslam hukukçuları arasında organ nakline
olumlu yaklaşanlar olduğu gibi olumsuz yaklaşanlar da mevcuttur.
————————————————————————
7 Tıp dilinde nakil kelimesi yerine daha çok “Transplantasyon” kelimesi kullanılmaktadır; Organ Bağışı, Türkiye
Böbrek Nakli ve Diyaliz Hastalarına Hizmet Vakfı, http://www.bobrekhastalari.org.tr/organ1.htm (08.04.2007).
8 Kayar Yılmaz, Habibe, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, 29.8.2006, Türk Hukuk Sitesi
9 41 Meltzer, David/Gibbsons, Robert, “Researchers Evaluate Nation’s Organ Transplant System” 2003,
10 OKUTUR DİLEK, TÜRK VE DÜNYA HUKUKUNDA ORGAN NAKLİ
11 OKUTUR DİLEK, TÜRK VE DÜNYA HUKUKUNDA ORGAN NAKLİ
BİYOETİK VE ÖTENEZİ UYGULAMALARI
Biyoetiğin diğer önemli konularından birisi olan ötanazi bakımından da ülkelere ve
hukuk sistemlerine göre değişiklikler vardır. Ötanazi, “ölümün kaçınılmaz olduğu ve tıp
biliminin verilerine göre iyileştirilmesi olanağı olmayan veya dayanılmaz acılar içinde
olan kişinin tıbbi yollarla öldürülmesi veya tıbbi yardımın kesilerek ölüme terk edilmesi” 12 şeklinde tanımlanmaktadır. 20. yüzyılın başlarından itibaren ötanazi, Amerika ve
Avrupa başta olmak üzere, birçok ülkede yoğun bir şekilde tartışmaya başlanmıştır. 13
20. yüzyılın ikinci yarısında tıbbi gelişme bir taraftan insan ömrünün uzatılması ve
birçok hastalıkta hastaya yaşam desteği verilmesi yolunda gelişmeler kaydederken, diğer
taraftan aynı yıllarda iradeye bağlı ötanazi Hollanda’da fiilen uygulanmaya başlanmıştır. 14
Hollanda’da 1984 yılından beri mahkemelerin yaklaşımı aktif ötanazi eylemlerinin
cezalandırılmaması gerektiği yönünde olmuş, 1994 yılında bunun bir prosedüre bağlanması ve
2001 yılında ise doktor destekli intihar da dâhil olmak üzere ötanazinin kanunlaştırılarak
hukuka uygun sayılması söz konusu olmuştur. 15 Keza Belçika’da benzer biçimde Hollanda’yı
takip etmektedir.
1913 yılında Alman Parlamentosunda, ıstıraba son verilmesini amaçlayan ötanazi
uygulamalarına imkân veren yasa tasarısı uzun tartışmalar sonucunda reddedilmiştir. 16 Fakat
sonrasında 2.Dünya Savaşının patlamasıyla birlikte Hitler, doktorlara çok geniş ötanazi
yetkisi tanımıştır ve bu yetki iyi niyetli biçimde kullanılmamıştır. Sonrasında bu konuya
ilişkin düzenleme yapmak adına tıpçılar ve hukukçular 80’li yıllarda bir araya gelmişlerdir
fakat bir sonuca varamamışlardır. Şu anki uygulamaya bakarsak, Alman Yüksek Mahkeme
içtihatlarına bakıldığında, hastanın rızası doğrultusunda pasif ötanazi diye adlandırdığımız
tedaviye başlamama veya tedaviye devam etmeme uygulamalarına rastlandığı
görülmektedir. 17 Federal Alman Yüksek Mahkemesi konuyla ilgili bir kararında; “hastanın
açıklanmış veya zımni isteğine uygun olarak onurlu ve acılardan arındırılmış bir ölüme imkân
sağlanması en ağırından ve öldürücü ağrılara katlanarak biraz daha uzun bir süre yaşaması
beklentisine nazaran daha ağır basan bir haktır” diyerek pasif ötanaziyi meşru kabul etmiştir. 18
1930’lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ötanazi topluluklarının kurulmasıyla,
ötanazi konusu ayrı bir boyut kazanmıştır. Fakat 2.Dünya Savaşıyla birlikte uzun yıllar bu
konu üzerinde durulmamıştır. 1991 yılında Hastanın Kendi Kaderini Tayin Kanunu (Patient
Self Determination Act) yürürlüğe girmiştir ve buna göre; Hastaların tıbbi tedaviyi reddetme
ve hastaların seçimi ölümü hızlandırsa dahi, 19 uygun ağrı kesme tedavisi görmeyi isteme yani
pasif ötanazi hakları vardır; pasif ötanazi bir suç ve haksız fiil değildir. 20
——————————————————-
12 AŞKIN UĞUR, YEĞRİM KORHAN, ÖTANAZİ VE HASTANIN KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI ARASINDAKİ
İLİŞKİ
13 ALAN AKCAN ESRA, ÖTANAZİ
14 Güven, s. 7.
15 Ünver, s. 34
16 Yiğit, Yaşar, İslam Ceza Hukuku Açısından Ötanazi ve Hukuki Sonuçlarının Değerlendirilmesi, İslami
Araştırmalar Dergisi, Cilt:16, Sayı: 3, Yıl:2003, s.337-349.
17 Öztürk, s. 583.
18 Artuk/Yenidünya, s. 136.
19 Özkara, “Ötanazide Temel Kavramlar…”, s. 28.
Bunun yanı sıra ABD’nin hukuk sisteminden kaynaklı olarak bazı eyaletlerde bu uygulama farklılık
göstermektedir. Mesela Washington, Oregon, Montana ve Michigan eyaletlerinde aktif
ötanazi yasaldır. 5 Aralık 2008 tarihinde Montana’da, tedavisi mümkün olmayan bir hastanın
açtığı davada; bu durumdaki bir kimsenin kendisine doktor tarafından verilen öldürücü dozda
ilacı almaya hakkı olduğu belirtilmiştir. Montana Yüksek Mahkemesi’nin anılan dava ile ilgili
olarak verdiği karar ötanazi konusunda emsal oluşturmuştur. Buna göre, ölmek üzere olan bir
hastaya yardım eden doktorun kamu yararına uygun hareket ettiği belirtilmiştir. 21
Türk hukuk mevzuatında yaşam hakkı kişinin kendisine karşı dahi korunan bir haktır
ve kişinin yaşam hakkı üzerinde tasarrufta bulunamayacağı düzenlemiştir. Kişiyi kendisine
karşı korumadan söz edildiğinde ise akla gelen kavramlardan birisi ötanazi olmaktadır. Bunun
yanı sıra 01.08.1998 ve 23420 sayılı resmi gazetede yayınlanan “Hasta Hakları
Yönetmeliği’nin” 13 üncü maddesi; “ötanazi yasaktır (f.1). Tıbbi gereklerden bahisle veya
her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının
talebi olsa dahi, kimsenin hayatına son verilemez” (f.2) hükmünü ihtiva etmektedir. Böylece
hukukumuzda, hekimin insan yaşamına saygı göstermesi ilkesinin doğal bir sonucu olarak
ötenazi açık bir biçimde geçmişten günümüze yasaklanmıştır.
İslam hukukunu uygulayan ülkelerin genel kabulüne göre insan, yaşam süresini
uzatma yetkisine sahip olmadığı gibi kısaltma yetkisine de sahip değildir. “Her ümmet için
belirli bir süre (ecel) vardır; süreleri sona erince ne bir saat gecikebilir ne de öne çekilebilir”
(Kur’an-ı Kerim 7:34; 10:49) ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Dolayısıyla insanın kendi
yaşamı üzerinde dahi bir tasarruf yetkisi söz konusu değildir. 22
SONUÇ
Biyoetik, değişen dünya ile birlikte en temel konularımızdan biri haline gelmektedir.
Her ülkenin bu konuyu ele alış biçimi ise kendi sosyolojik yapılarına, kültürlerine,
benimsedikleri hukuk sistemlerine göre değişmektedir. Ülkelerin Anayasalarında biyoetiğe
dair düzenleme bulunmamaktadır, genel olarak yaşam hakkının ve vücut bütünlüğünün
korunmasına ilişkin genel düzenlemeler vardır; kendi iç hukuklarındaki düzenlemelerle
biyoetiği hükme bağlamışlardır. Keza ‘’İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesini’’ kabul eden
ülkeler bakımından da aynısı geçerlidir. Sözleşmeyi kabul etmelerine rağmen kendi ülke
yapılarına göre iç hukuklarında bazı sınırlar getirmişlerdir. Bu sınırlamalara baktığımızda ise
ülkelerin tarihsel gelişimleriyle birlikte biyoetik konusunu ele alış biçiminin ne denli farklı
olduğunu saptamış oluyoruz.
Sonuç olarak biz bu makalemizde biyoetiğin en revaçta olan konularından kürtaj,
ötanazi ve organ nakli üzerinde durduk. Bu konuların ülkelere ve hukuk sistemlerine göre
farklarından, tarihsel gelişimlerinden ve güncel olarak işleyişlerinin nasıl olduğundan
bahsederken bu sistemleri mukayese etmiş olduk. Buradaki temel ayrımlarımızdan biri de
bireyin kendi vücudu ile ilgili sınırsız bir tasarruf hakkının olup olmadığı kürtaj yasağında
anne ile cenin arasındaki yarışan menfaatler ilkesi de dikkate alarak inceledik. Devletin
koruyuculuk refleksi sadece bireyi değil toplumsal düzeni de kapsadığından bazen bireyin
kendisi ile ilgili sınırsız tasarruf yetkisi yasal düzenlemelerle sınırlamalara muhatap
olmaktadır. Biyoetik kavramını da bu bilgiler ışığında değerlendirmeye ve farklı Anaysa ve
kanunlardaki yer alma ve gelişim serüvenini incelemeye çalıştık.
—————————————————-
20 Ünver, s. 36.
21 http://en.wikipedia.org/wiki/Baxter_v._Montana.
22 KAYA Ali, İSLAM HUKUKU AÇISINDAN ÖLÜMÜ TERCİH ETMEK: ÖTENAZİ
KAYNAKÇA
- ALAN AKCAN ESRA, ÖTANAZİ
- Artuk/Yenidünya, s. 136.
- AŞKIN UĞUR, YEĞRİM KORHAN, ÖTANAZİ VE HASTANIN KENDİ
GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI ARASINDAKİ İLİŞKİ - ÇELİK KUBİLAY BARIŞ, Müslüman dünyada kürtaj ne durumda?
- Güven, s. 7.
- http://en.wikipedia.org/wiki/Baxter_v._Montana.
- KAYA Ali, İSLAM HUKUKU AÇISINDAN ÖLÜMÜ TERCİH ETMEK: ÖTENAZİ
- Kayar Yılmaz, Habibe, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, 29.8.2006, Türk Hukuk
Sitesi - Meltzer, David/Gibbsons, Robert, “Researchers Evaluate Nation’s Organ Transplant
System” 2003, - OKUTUR DİLEK, TÜRK VE DÜNYA HUKUKUNDA ORGAN NAKLİ
- ÖZKAN ÖZLEM, ÜLKELERE GÖRE KÜRTAJA YÖNELİK YASAL
DÜZENLEMELERE GENEL BİR BAKIŞ - Özkara, “Ötanazide Temel Kavramlar…”, s. 28.
- Öztürk, s. 583.
- Tıp dilinde nakil kelimesi yerine daha çok “Transplantasyon” kelimesi
kullanılmaktadır; Organ Bağışı, Türkiye Böbrek Nakli ve Diyaliz Hastalarına Hizmet
Vakfı, http://www.bobrekhastalari.org.tr/organ1.htm (08.04.2007). - TÜFEKÇİ İBRAHİM, İslam Hukukuna Göre Gebeliğin Sonlandırılması
- UYUMAZ ALPER, AVCI YASEMİN, TÜRK HUKUKU’NDA GEBELİĞİN
SONLANDIRILMASI - Ünver, s. 34
- Yiğit, Yaşar, İslam Ceza Hukuku Açısından Ötanazi ve Hukuki Sonuçlarının
Değerlendirilmesi, İslami Araştırmalar Dergisi, Cilt:16, Sayı: 3, Yıl:2003, s.337-349.


