tr+90 (212)531 80 00
·
info@maverahukuk.com
·
Adresi Gör

Koronavirüs (COVID-19) Salgın Hastalığı Sözleşmelerde Mücbir Sebep Oluşturur Mu?

Yeni koronavirüs (COVID-19) 2019 yılının aralık ayında Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıktı ve kısa bir sürede tüm dünyayı etkisi altına aldı. Dünya Sağlık örgütü bu hastalığın 12 Mart 2020 tarihinde küresel pandemi olduğunu ilan etti. Pandemi; dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel isimdir. 14 Nisan 2020 itibariyle dünya çapında 1 buçuk milyonun üzerinde onaylanmış Covid-19 vakası ve 100.000’den fazla ölüm gerçekleşti, ülkemizde de 11 Mart 2020’de ilk vaka tespit edilmiş olup Covid-19 koronavirüsü 14 Nisan 2020 itibariyle 60.000’den fazla pozitif vakaya ve 1296 vatandaşımızın vefatına neden oldu. Salgın nedeniyle pek çok ülkede sınır kapılarının kapatılması, ulaşımın kısıtlanması ve salgının yayılmasını engellemek adına alınan çeşitli önlemler ticari hayatı olumsuz etkilemiştir. Yaşanan olumsuzluklar sözleşmelerin gereği gibi yerine getirilmesini de zorlaştırmıştır. Bu aşamada koronavirüs salgını sözleşmelerde mücbir sebep ve ifa imkansızlığını gündeme getirmiştir. Mücbir sebep, edimlerin ifasını tarafların elinde olmayan nedenlerle öngörülemez ve kaçınılmaz şekilde engelleyen hallerdir. Covid-19 salgın hastalığı da dünyada ve ülkemizde hayatı durma noktasına getiren tarafların iradesi dışında gelişen kaçınılmaz bir olaydır. Sözleşme serbestisi ve sözleşmeye bağlılık hukukumuzda sözleşmelere uygulanacak hukuk bakımından temel ilkelerdir. Bu ilkelerin istisnası olan uyarlama davası Borçlar Kanunu M.138 Aşırı ifa Güçlüğü başlığı ile geçerlilik kazanmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 21.06.2016 tarihli 2016/4844 sayılı kararında bu maddeyi şöyle açıklamaktadır: Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda da öteden beri Medeni Kanunun 2 ve 4. maddesinden de esinlenilerek, hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesi, hem de işlem Temelinin çökmesi Kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlanma davalarının görülebilir olduğu benimsenmiştir. Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinasını oluşturan, uyarlama davası, 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlemiş ” Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. ilgi maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “İşlem temelinin çökmesine ilişkindir. imkansızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2’nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, yasa maddesinde açıklandığı gibi dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. a. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması halinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.” denilerek uygulama da kabul edilen uyarlama davasının yasa maddesi haline getirildiği belirtilmiştir. Dünya Sağlık örgütü tarafından pandemi ilan edilen koronavirüs salgın hastalığının mücbir sebep oluşturup oluşturmadığı bu salgın hastalığın taraflara ve sözleşmeye etkisi her sözleşmenin kendi özelinde somut olay kapsamında değerlendirilmelidir. Tarafların elinde olmayan nedenlerle ifa imkansızlığına düştükleri bu durumda birbirlerine karşı tutumlarının şeffaf, anlayışlı ve dürüstlük kurallarına uygun olması, tacirlerin basiretli şekilde davranmaları, tarafların zararını en aza indirecektir. VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ İLE MÜCBİR SEBEP HALİ İLAN EDİLDİ 24 Mart 2020 Tarihinde yürürlüğe giren 518 sayılı VUK Genel Tebliği’nin 2. maddesi ile Ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan veya salgından doğrudan etkilenen ya da içişleri Bakanlığınca alınan tedbirler kapsamında geçici süreliğine faaliyetlerine ara verilmesine karar verilen işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan mükellefler itibarıyla mücbir sebep hali ilan edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu sektörlerdeki firma ve kişiler için mücbir sebep hali ilan edilmesi durumu bu kişilerin yapmış oldukları sözleşmelere de aşırı ifa güçlüğü kapsamında örnek teşkil edecektir. Olağanüstü bir durum oluşturan koronavirüs salgını nedeniyle sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün değilse sözleşmeden dönme hakkı yine somut olay kapsamında sözleşme ve tarafların durumları ele alınarak söz konusu olacaktır. İŞYERİ KİRA SÖZLEŞMELERİ İÇİN YENİ DÜZENLEME Sürekli edimli sözleşmelerden olan kira sözleşmeleri hakkında 26 Mart 2020 tarihli Resmi Gazete ile 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 2. Maddesi 1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz. düzenlemesi getirilmiştir. Bu madde ile koronavirüs tedbirleri kapsamında işyerlerini geçici olarak kapatmak zorunda kalan kiracılar için bir güvence sağlanmıştır. Bu tarihler arasında ödenmeyen kira bedelleri sebebiyle kiraya verenler TBK m.315 ve m.352 kapsamında sözleşmenin feshini öne süremeyecek ve kiracının tahliyesini isteyemecekler. Normal şartlarda TBK 315. ve 352. maddeleri kiraya verenlere haklı nedenlerle kira sözleşmesini fes etme ve kiracıyı tahliye etme haklarını vermektedir fakat bu yeni düzenleme ile kanun maddesine istisna getirilerek koronavirüs salgın hastalığı nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kalan kiracılara kolaylık sağlanmaya çalışılmıştır. Daha ne kadar devam edeceği belli olmayan bu salgın hastalık sürecinde tarafların hem kendi hem karşı taraf çıkarları için dürüstlük kuralına uygun hareket etmeleri, oluşacak zararları en aza indirme gayreti içinde olmaları, tarafların sürekli irtibatta kalıp beraber çözüm üretmeleri bu zor zamanda yapılacak en önemli aşamadır. En kısa zamanda bu salgın hastalığın sona ermesi, tüm dünyanın tekrar sağlığına kavuşması temennisiyle.

Leave a Reply

Call Now Button